Yelkencilik

Yelken yapmak rüzgarı hissetmek, onunla dost olmaktır; doğaya saygı duymaktır; geceleri gerçek bir yakamoz görüp büyülenmektir; gülümseyen bir yunusla gözgöze gelmektir; arkanda akıp giden denizin sırıltısı ile beraber bir şarkı mırıldanmaktır…
Kent hayatında, yakınımızdaki denizden o kadar uzak bir yaşam sürüyoruz ki herhalde bu kadar denize yakın olup da bir o kadar uzak olan toplum herhalde pek azdır. Bir İstanbullu olarak kesinlikle şunu söyleyebilirim ki, Boğaz ve Adalar denizde olmak için eşsiz yerler, hele bir de mevsim bahar ve mimozalar arzı endam etmişlerse.
Yelkencilik merak ettiğiniz ve yapmaya özendiğiniz ama bir şekilde ertelediğiniz bir şey olabilir. Öncelikle şunu söylemeliyim ki yelkencilik hiç de düşündüğünüz kadar zor bir spor değil. Sadece benim de çok anlam veremediğim kendine has bir terimler sözlüğü var ve pek muhtemel bunları bugüne kadar duymamıştınız. Ama korkmayın o işin belki de en gereksiz kısmı, sizin temel olarak sol-sağ yerine iskele-sancak demeye başlamanız yeterli.
Sonrasında denizde seyir halinde uymanız gereken birkaç temel kural var, başka bir tekne ile çatışmaktan bu şekilde korunuyorsunuz, bunları öğrenmeniz gerekli. Ondan sonrası ise iskeleye yanaşıp ayrılmak, o da biraz pratikle hemen kazanılır merak etmeyin.
Öncelikle, kaynaklarda hepsini birden toplu halde bulamayacağınız, yelkenlerini açıp seyir yapan bir teknede görebileceğiniz tüm kısımları aşağıdaki resimde isimleri ile beraber bilginize sunuyorum. Ama bunları hiç ezberlemeye çalışmayın, bunlar zamanla oturacaktır. Oturmasa da sorun değil varın siz de  benim gibi “pupa palangası” yerine “bumba gergisi” deyin, anlaması gerekenler anlıyorsa sorun yok 🙂

Daha sonra, tüm yazıların menüsünde bulunan yelken  kısmında, temel yelkencilikten yarış yelkenciliğine kadar Dave Cox’un “The Sailing Handbook” kitabından derlediğim çeşitli güncel paylaşımlarda bulunacağım. Takip edebilirsiniz.
Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.