Hakkımda

1969 yılında İstanbul Fatih’te, banka memuru bir baba ve dikiş yaparak aile bütçesine katkı yapmaya çalışan bir annenin ikinci çocuğu olarak dünyaya geldim. O zamanlar doğan her çocuk gibi çocukluğum hep mahallemizde sosyalleşerek geçti, ama mübalağa edip, sokaklar büyüttü bizi de demeyeceğim tabi ki.
Her ne kadar iş hayatım hep maaşlı bir çalışan olarak geçtiyse de, küçükken bazı deneyimlerim de olmadı değil. Mahalle parkımızda balon, pazarımızda su, Vefa stadyumunda helva, sokaklarda simit sattım. Bu arada çok çalışkan hep okul birinciliğine oynayan bir abinin arkasından yetiştiğim için, sen neden çalışmıyorsun baskılarına hep maruz kaldım ve orta karar bir öğrenci olarak devam edip, “abisinin hatırına” kontenjanından o dönemin en iyi liselerinden Pertevniyal Lisesine giren bir öğrenci oldum.
Lise dönemim bolca Voleybol ve sosyalleşme ile geçti ve Üniversite sınavı gelip çattığında, kimse beklemezken iyi bir performans gösterip Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümüne girdim. O zaman da Mülkiyenin hala en önemli ekollerden olduğu zamanlar, herkes şaşkın bir anneciğim İstanbul’dan uzaklaşıyorum diye ağlamaklı.
Neyse şok kısa sürede atlatıldı ve benim Ankara’daki hayatım başladı, bu dönemde kısıtlı gelirli ailemin gönderdiği para yetmediği için üniversiteye devam ederken, araba kiralama şirketinde rehber şoför olarak çalışmaya başladım. Para kazanırken, birçok önemli olaya da tanık olma fırsatım oldu. Mesela Saddam’dan kaçan Iraklı Kürt’ler, Türkiye’ye geldikleri zaman ,bölgeye Hollanda Televizyon ekibini götürdüm ve hala unutamadığım görüntülere şahit oldum. Bu eşsiz tecrübeler yanı sıra, iş başı ve iş sonu o lüks arabaların bende kalması da bazılarını kıskandırtmıyor değildi hani. 🙂
Üniversite yıllarım gerçekten çok şey kattı hayatıma, en başta ülkenin sadece İstanbullulardan ibaret olmadığını anlamış ve yurdun dört bir tarafından gelmiş çok düzgün insanlarla ve sonradan hayatımı birleştireceğim eşim Müge ile tanışmış oldum, daha ne olsun!
Epey bir zorlanarak da olsa gurur duyduğum okulumdan 1991 senesinde mezun oldum. Askerliğe kadar, okurken çalıştığım şirketin Antalya/Side ofisinde bir otelde, 8 ay satış temsilcisi olarak çalışarak en güzel iş deneyimlerimden birini yaşadım. Sonrasında yine Ankara, bu sefer askerlik. Hava Lojistik komutanlığında asteğmen olarak yapılan askerlik günleri bittiğinde, benim için artık Ankara günleri de sona ermişti.
Gerçi okulumuz bürokrat yetiştirmekle ünlüydü ama ben özel sektörün cazibesine kapılmıştım. Zamanın iyi şartlara sahip bankalarından Egebank’a 1993 yılında müfettiş yardımcısı olarak girdim. Çok uzun sürmeden 1996 yılında bankanın en büyük şubelerinden biri olan Taksim şubesinde Pazarlama Yönetmeni olarak geçtim ve bu görevi 3,5 yıl sürdürdüm. Sonrasında aynı bankanın 4. Levent şubesi müdürlüğü ve sıkıntılı günlerin başlangıcı. Çünkü Bankacılık krizi ile beraber Egebank’ da batmış ve Sümerbank çatısı altında Egebank, Yaşarbank ve Yurtbank birleşmişti. Diğer şubelerin birleşmeleri benim şubemde olmuş ve maalesef birçok kişinin iş akti fesh yazılarını ben tebliğ etmek zorunda kalmıştım. Sonrasında Sümerbank da Oyakbank oldu ve aynı şubenin müdürü olarak devam ettim ama sonunda gitme sırası bana da geldi doğal olarak.
Bir müddet işsiz kaldıktan sonra o dönem büyüme ve geniş halk kitlelerine ulaşma stratejisi güden bir bankayla görüşmeye çağrıldım ve sonrasında bu bankada göreve başladım. Bu banka sonradan zor durumunlara düşmüş olsa da, dışardan gelen profesyonel ekip olarak başarılı işlere imza attık ve bu süreçte, bankada çeşitli ticari ve kurumsal şubelerde şube Müdürlüğü ve genel müdürlükte kurumsal tahsis müdürlüğü yaptım.
Ama çalışırken yaptığım en güzel şey, denizciliğe başlamam oldu. ilk olarak, arkadaşımla bir filikayı zorlu bir süreçte modifiye ederek bir tekne sahibi olduk. Sonrasında yelken eğitimi aldık ve artık yelkencilik dışında bir denizciliğin hep eksik olduğunu anlamış olduk ve yelken sevdamız başladı. Bir süre, yelkenli tekne kiralamalar, tatili yelkenli tekne ile yapmalar dönemlerinden sonra, 2009 yılında ilk yelkenli teknemizi aldık, yine aynı arkadaşımla. Önce doya doya gezdik, sonra gezerken hep yanımızda giden teknelere kıyasla, nasıl yelken yaptığımızı takip eder olduk, yani yarışma zehri içimize girmişti artık.
Daha sonra 4 arkadaş bir araya gelerek yelken takımızı kurduk. Başlarda yarışı kazanmak biryana finiş hattını bile göremiyorduk, ama sürekli çalıştık ve ilgili kaynakları okuduk. Ve sonrasında başarılar ardı ardına gelmeye başladı, biz bile böylesine başarı beklemiyorduk. Bu arada yelken takımıza önemli bir sponsor da bulduk ve böyle 3 yarış sezonu geçti. Sonrasında marinada Mustafa Koç’a ait olan Papili teknesi hep gözüme çarpıyor, fazla binilmiyor bize verseler bari diye espiri yapıyordum. Tabi ki vermediler ama satın almak istedik ve rahmetli Mustafa Koç, iyi niyet gösterip “Türk yelkenci arkadaşlar yarışsın” diyerek, yurtdışından önerilen fiyattan daha uygun bir fiyata bize sattı teknesini. Artık tam bir yarışçı teknesine sahip olmuştuk. Ve o zamandan beri birçok zorlu yarışta başarı ile mücadele etmekteyiz. Toplum içinde artık Kimi zaman, yelken takımı kaptanı olan tarafımın, finansçı tarafımın bile önüne geçtiği olabiliyor. 🙂
Bu arada şaşırmayın, bir televizyonculuk deneyimim de oldu! 2004 yılıydı yanılmıyorsam, sonradan kapanan İstanbul TV’de, kanal da çalışan bir arkadaşımın ısrarıyla, “Ekonomi Ritimleri” adlı bir ekonomi ve piyasa değerlendirme programını yaklaşık 6 ay hazırlayıp sundum. Son dönemde kanal artık o kadar maddi sıkıntıya girmişti ki, benim program prime time da canlı yayınlanan, sürekli telefon bağlantıları yapılan bir program haline gelmişti. Tabi dediğim gibi bu durum benim programın başarısından değil, o saatte yaptırabilecekleri başka program olmadığındandı. Ve sonrasında, benim de televizyonculuk hayatım, kanal gibi tarihe karıştı.
Neyse profesyonel yaşamda nerede kalmıştık? On yıl çalıştığım bankadaki profesyonel hayatım 2014 yılında sona erdi, yine bir işsizlik döneminden sonra bana müthiş bir yeni ufuk açan Türk Eximbank tarafından aranıp görüşmeye davet edildim, meğer Alacak sigortası tarafında firma değerlemesi konusundaki ekibi yönetecek tecrübeli bir yönetici arıyorlarmış ve çevreden ben tavsiye edilmişim, benim için büyük şanstı doğrusu. Sigortacılık konusunda bir tecrübem olmadığı için de biraz çekinmiştim ama zaman içerisinde alacak sigortası işinin teknik detaylarını öğrendiğimde firma değerleme tecrübem ve sigortacılık bilgileri bir araya geldiğinde, herşey yerli yerine oturmuştu ve ben, yeni bir meslek sahibi olmuştum.
Dünyanın çeşitli yerlerine kah firma değerleme, kah toplantılara katılma nedeniyle olsun, gitme fırsatım oldu. Hala Türk Eximbank’ta çalışmaktayım, yeni yapılanma ile şu an Tetkik Kurulu adında bir bölümde yer almaktayım.
 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.